Büyük yıldızların, enerjileri bitince devasa kütleçekimleri nedeniyle çökerek kara delik oluşturdukları düşünülürse, kos

ncelikle belirtmem gerekir ki; “evrenin çökmesi gerekmiyor”

evren genişliyor çünkü genişlemek zorunda.

yapılan araştırmalar yaklaşık 100 yıl sürdüğü için bu çok karmaşık bir konudur: karanlık enerji.

bilim adamları, evrenin küçüldüğüne inanıyordu! böylece, bu küçülme oranını deacceleration parametresi olarak adlandırdılar.

bir bilim adamı çıkıp en basit ifade ile “evren genişliyor ve daha çarpıcı gerçek şu ki, bu genişleme hızlanıyor.” dedi ve ispatladı (edwin hubble).

hayal edebileceğiniz gibi; yıldızlar ve gökadalar kadar büyük olan gezegenlerin bizden uzaklaştığını, sadece ona bakarak gözlemleyemeyiz.

ışık elektromanyetik spektrumun küçük bir parçası, değil mi?

bununla birlikte, ışık 7 bileşen renklerine ayrılabilir. bu renklerin dalga boyu azalan dalga boyu: v -> ı -> b -> g -> y -> o -> r

ışık bize doğru ilerledikçe mavi renk değiştirir, yani dalga boyu küçülür. ancak, ışık bizden uzaklaşırsa, bir miktar enerji kaybeder ve bunu yaparken de kırmızı’yı değiştirir.

Edwin Hubble

şimdi, konuya geri dönelim

dr. hubble, galaksilerde kırmızı değişimler gözlemledi, yani onlar bizden uzaklaşıyordu. sadece bu değil, gökadadan uzaklaştıkça, daha çok kırmızıya kayma spektrumdu! sadece genişlemek değil, bu genişlemenin hızı hızlanıyordu.

bu muhtemelen, kozmoloji tarihinin en şaşırtıcı şoklarından biriydi. deacceleration parametresini tam tersi anlamında acceleration parametresini olarak değişti.

peki; bu hızlanmaya sebep olan enerji neydi?

bir tür enerji, göremediğimiz veya etkileşim kuramadığımız bir enerji, içerisinde genişlediğimiz bu karanlık boşluğun neyden yapıldığını bize gösteriyor – karanlık enerji.

einstein’ın ünlü denklem enerjisi = kütle çarpım hızının karesiyle, kütle ve enerjinin aynı madalyonun farklı iki yüzü olduğunu biliyoruz (e=mc²).

normal madde, var olanın sadece %4’ünü oluşturur. her şeye rağmen ‘normal’ demeyi tekrar gözden geçirmeliyiz.

%70’i karanlık enerji, % 26’sı da karanlık madde. bilinen, tüm tespit edilen madde sadece %4’tür. kalan %96 hala bilinmemektedir. onlar hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. bildiğimiz tek şey, karanlık madde, normal madde gibi yerçekimsel yasaları takip ediyor ancak karanlık enerji maddeye itici güç veriyor – yerçekiminin tam tersi (itici gücünden dolayı karanlık enerji/madde bilim kurgu uzay gemilerinde çokça dile getirilir).

başka bir deyişle, evrendeki nesneler, yerçekimi nedeniyle birbirlerini çekerler ve karanlık enerji yüzünden birbirlerini iterler. bu iki karşıt güç her zaman oyunda.

nesneler birbirlerine yeterince yakın olduğunda, çekici güçler daha belirgindir. fakat nesneler arasındaki mesafe arttıkça itici güçler daha önemli hale gelir.

yakın galaksilere bakarsak, (andromeda (m 31) gibi) bize doğru geliyorlar.
bunun nedeni andromeda’nın ve bizim yerçekimi gücümüz ile birbirlerine doğru çekilmesidir.
aslında, mw ve m31 yaklaşık 4,5 milyar yılda daha büyük bir gökada oluşturmak için çarpışacak.

ancak, bizden uzak olan galaksilere bakarsak, bizden uzaklaştıklarını görürüz.
nitekim hubble, diğer galaksilerin bizden ne kadar uzak olduğunu, bizden ne kadar hızlı uzaklaştığını keşfetti. bu bize, evrenin genişlediği sonucuna götürür.

yerçekimi enerjisi, karanlık enerji karşısında güçsüz konumda.

 

ek olarak

süpernova çalışmasına dayanan bir araştırma sonucu brian schmidt ve ekibi, evrenin sadece genişlemediği, genişlemenin de hızlandığı sonucuna vardı. bu, 2011’de nobel ödülü’nü kazandırdı.

koca evrenin nasıl çökmediği sorusu gelebilir insanın aklına.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir